|
Tweet |
Milli Görüş davasına emek ve ömür veren insanların hayatlarında, yalnızca siyasi bir mücadelenin değil; aynı zamanda bir dönemin İstanbul’unun, çalışma hayatının, teşkilatçılığın ve alın terinin izlerini görmek mümkün.
Saadet Partisi Üsküdar İlçe Başkanı Harita Mühendisi Hüseyin Çakmak ile gerçekleştirilen samimi bir sohbetten notlar…
Bu kez sohbetimizin konuğu, hayatının önemli bir bölümünü terzilik mesleğine, çalışma hayatına ve Milli Görüş davasına adamış Ziya Akarsu oldu.
1940 yılında Elazığ’da dünyaya gelen Akarsu, 1948 yılında İstanbul’a geldiğinde henüz çocuk yaşlardaydı. İstanbul onun için yalnızca yeni bir şehir değil, aynı zamanda hayat mücadelesinin başlayacağı büyük bir okuldu.
Beyazıt’taki Doğan Han’da Rum bir terzinin yanında çırak olarak meslek hayatına başladı. İğne, iplik, makas, kumaş ve ustalık… O yıllarda bir meslek öğrenmenin yolu, ustanın yanında yıllarca çalışmaktan geçiyordu.
Akarsu, farklı terzilerin yanında çalışarak mesleğin bütün inceliklerini öğrendi. O dönem İstanbul’un terzilik dünyasında Rum ustaların önemli bir ağırlığı vardı. O da bu ustaların yanında çalışarak mesleğini öğrendi, yıllar içerisinde kendi ustalığını oluşturdu.
“KENDİ DÜKKÂNIMI AÇTIM AMA HAYAT BANA SABRI ÖĞRETTİ”
1965 yılında kendi terzi dükkânını açtığında, yıllardır öğrendiği mesleği artık kendi işinde sürdürmenin heyecanını yaşadı.
Fakat bir yıl sonra büyük bir talihsizlik yaşandı.
Çıkan yangında hem dükkânının bulunduğu han hem de kendi iş yeri yandı.
Yılların emeği bir anda kül olmuştu.
Fakat Akarsu pes etmedi.
Başka bir yerde yeniden dükkân açtı ve terziliğe devam etti. Hayatın karşısına çıkardığı zorluklara rağmen yeniden ayağa kalkmayı bildi.
1970 yılında kendi dükkânını kapatmak zorunda kaldı. Ancak bu, onun terzilikle vedası olmadı. Başka bir iş yerinde çalışmaya devam etti.
Çünkü onun hayatında meslek, sadece para kazanmanın bir yolu değildi.
Meslek, insanın kendi emeğiyle ayakta durmasıydı.
1974’TE TEKEL’DE YENİ BİR DÖNEM
1974 yılında Tekel’e giren Ziya Akarsu, kurumun terzihanesinde çalışmaya başladı.
Burada uzun yıllar emek verdi. İşinin başında, iğne ve ipliğin arasında yıllar geçti. 56 yaşına kadar Tekel’de çalışan Akarsu, Ocak 1996’da emekli oldu.
Emeklilik ise onun için tamamen kenara çekilmek anlamına gelmedi.
Zaman zaman yeniden terzilik yaptı.
Çünkü yıllarca yaptığı meslek, artık onun hayatının bir parçası olmuştu.
Belki de Ziya Akarsu’nun hikâyesinin en dikkat çekici taraflarından biri burada ortaya çıkıyor:
Bir insan mesleğini yalnızca öğrenmez; bazen mesleği de insanı şekillendirir.
Terzilik ona sabrı, ölçüyü, dikkatli çalışmayı ve yaptığı işin arkasında durmayı öğretti.
“GENÇLER MUTLAKA BİR MESLEK ÖĞRENMELİ”
Sohbet sırasında söz günümüz gençlerine geldiğinde Akarsu’nun üzerinde özellikle durduğu konu ise meslek sahibi olmak oldu.
Ona göre gençlerin hangi eğitim yolundan geçtikleri kadar, hayatlarının bir döneminde mutlaka kendi elleriyle yapabilecekleri bir mesleği öğrenmeleri de önemli.
Çünkü hayat her zaman aynı şartlarda devam etmiyor.
Bir iş kaybedilebilir, ekonomik şartlar değişebilir, bir kurum kapanabilir veya insan emekli olabilir.
Ama insanın bildiği bir meslek varsa, yeniden ayağa kalkabilme imkânı da vardır.
Akarsu’nun düşüncesi açık:
“Gençlerimizin ellerinden bir meslek gelmeli.”
Terzilik gibi geleneksel mesleklerin kaybolmaması gerektiğini de özellikle vurguluyor.
Bugün teknoloji gelişiyor, çalışma hayatı değişiyor. Ancak ona göre insanın emeğine, becerisine ve üretme kabiliyetine dayanan mesleklerin yaşatılması gerekiyor.
Çünkü bir meslek yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; aynı zamanda ustadan çırağa aktarılan bir kültürdür.
MİLLİ GÖRÜŞLE KESİŞEN BİR ÖMÜR
Ziya Akarsu’nun hayatının diğer önemli tarafı ise Milli Görüş davasına verdiği uzun yıllara dayanan emek.
Akarsu, Necmettin Erbakan’ın 12 Ekim 1969 seçimlerinde Konya’dan bağımsız milletvekili seçilerek siyasete girmesinden önce de Erbakan Hoca’yı takip etmeye başladığını anlatıyor.
1970 yılında Milli Nizam Partisi’nin kuruluş süreciyle birlikte Milli Görüş hareketinin içerisinde yer aldı.
O tarihten itibaren farklı dönemlerde, farklı şartlarda ve farklı teşkilat yapıları içerisinde hizmet etmeye devam etti.
Milli Nizam Partisi’nin ardından kurulan Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve Saadet Partisi dönemlerinde de Milli Görüş çizgisinden ayrılmadan çalışmalarını sürdürdü.
Partiler kapandı, siyasi şartlar değişti, teşkilatlar yeniden kuruldu.
Fakat Akarsu açısından değişmeyen bir şey vardı:
Hizmet etme düşüncesi.
Onun anlatımında Milli Görüş, yalnızca bir siyasi parti veya dönemsel bir siyasi hareketten ibaret değil.
Millete ve memlekete hizmet etme anlayışı…
İnandığı değerler doğrultusunda çalışmak…
Ve bütün bunları yaparken sabırlı olmak…
“BİR DAVAYA ÖMÜR VERMEK”
Bugün geriye dönüp baktığında Ziya Akarsu’nun hayatında iki ayrı yolun aslında birbirinden hiç ayrılmadığı görülüyor.
Bir tarafta mesleği…
Diğer tarafta davası…
Terzi dükkânında iğne ve iplikle geçen yıllar, Tekel’deki çalışma hayatı, yangınla kaybedilen iş yeri, yeniden kurulan dükkânlar ve yıllar boyunca devam eden teşkilat hizmetleri…
Bütün bunların ortak noktası ise sabır ve emek.
Belki de bu nedenle Akarsu’nun gençlere verdiği mesaj, kendi hayatının özeti niteliğinde:
“Helal yoldan kazanmak, alın teriyle çalışmak ve bir meslek sahibi olmak çok önemli. Gençler ne iş yaparsa yapsın, ellerinden bir meslek gelmeli. Geleneksel meslekler de kaybolmamalı. Bildiğin işi iyi yapmak ve emeğinle kazanmak insana güç verir.”
Saadet Partisi Üsküdar İlçe Başkanı Harita Mühendisi Hüseyin Çakmak’ın gerçekleştirdiği bu samimi sohbet, aslında yalnızca bir kişinin hayat hikâyesini ortaya çıkarmıyor.
Aynı zamanda İstanbul’un eski çalışma hayatından bugüne uzanan bir pencere açıyor.
1940’ta Elazığ’da başlayan bir hayat…
1948’de İstanbul’a uzanan bir yolculuk…
Beyazıt Doğan Han’da başlayan bir çıraklık…
1965’te açılan bir terzi dükkânı…
Yangınla kaybedilen bir iş yeri…
Yeniden başlayan bir mücadele…
1974’te Tekel’de başlayan uzun çalışma yılları…
1996’da emeklilik…
Ve bütün bu yılların yanında, Milli Görüş davasına verilen uzun soluklu bir hizmet…
Ziya Akarsu’nun hikâyesi, belki de tek bir cümleyle özetlenebilir:
Bir ömür çalışmak, inandığı değerlere sadık kalmak ve geride “alın teriyle kazanılmış bir hayat” bırakmak.
Bu sohbetten geriye yalnızca hatıralar değil, genç nesillere aktarılması gereken önemli bir öğüt de kalıyor:
Mesleğinizi öğrenin, emeğinize sahip çıkın, helal kazançtan vazgeçmeyin ve hangi işi yapıyorsanız onu hakkıyla yapın.
Çünkü bazı insanların hayatı, yalnızca kendilerine ait bir hikâye değildir.
Onlar, bir dönemin hafızasını da beraberlerinde taşırlar.