|
Tweet |
6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler; Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Gaziantep, Malatya, Adana, Osmaniye, Kilis, Diyarbakır, Şanlıurfa ve Elazığ başta olmak üzere geniş bir bölgede on binlerce can kaybına ve büyük yıkıma yol açmıştır.
Bu tablo, temel gerçeği açıkça ortaya koymaktadır:
Deprem Türkiye’nin gerçeğidir; değiştirilemez, ancak afete dönüşmesi önlenebilir.
Bu nedenle mesele yalnızca deprem sonrası müdahale değil; şehirlerin nasıl planlandığı, yapıların nasıl inşa edildiği, yapı stokunun nasıl denetlendiği ve mevcut mevzuatın ne ölçüde uygulandığıdır.
YAŞAM HAKKIN KORUNMASI DOĞAL AFET VE DEPREM POLİTİKALARININ MERKEZİNDE OLMALIDIR
Yaşam hakkı, sosyal hukuk devletinin anayasal yükümlülüğüdür.
Bu hak; yalnızca afet sonrası müdahalelerle değil, önleyici kamu politikalarıyla korunabilir. Şehirlerin bilimsel planlanması, zemine uygun yapılaşma, etkin yapı denetimi, riskli yapıların tespiti ve güçlendirilmesi bu yükümlülüğün parçasıdır.Esas sorun yasal düzenleme eksikliği değil, mevcut kuralların kamu kurumları tarafından etkin uygulanmamasıdır.
Hukukun güvencesi sadece normun varlığı değil, etkin ve eşitlik ilkesine uygun uygulanmasıdır.Deprem doğal bir olaydır; ancak binaların neden yıkıldığı hukukun ve kamu yönetiminin yanıtlaması gereken bir sorudur.Bir yapının yıkılmasında; proje uygunluğu, zemin etüdü, yapı denetimi, ruhsat süreçleri ve sonradan yapılan müdahaleler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.Asıl mesele depremin kendisi değil depreme hazırlıklı olmayan yapılaşma ve şehirciliktir.
İmar, yapı denetimi ve riskli yapı mevzuatı yeterlidir; ancak uygulama zayıf kaldığında sonuç değişmemektedir.Denetimlerin kâğıt üzerinde kalmaması, kamu otoritelerinin etkin işlem tesis etmesi ve aykırılıklara zamanında müdahale edilmesi zorunludur.Çünkü konu yalnızca yapı güvenliği değil, doğrudan insan yaşamıdır.
ENKAZ AYNI ZAMANDA DELİLDİR
Deprem sonrası öncelik yaşam kurtarmadır. Ancak arama-kurtarma tamamlandıktan sonra enkaz kaldırma süreci, adli ve teknik incelemeler açısından kritik delillerin korunmasını gerektirir.Beton ve donatı örnekleri, taşıyıcı sistem unsurları, proje ve ruhsat belgeleri, denetim kayıtları ve tüm resmi veriler eksiksiz şekilde muhafaza edilmelidir.Deliller kaybolmamalı, değiştirilmemeli, karartılmamalıdır. maddi gerçeğe ulaşmak, sorumluları tespit etmek ve yaşanacak bir sonraki depremde can ve mal kayıplarını azaltmak delillerin korunmasına bağlıdır.Sorumluluk zinciri; projelendirme, inşaat, denetim, ruhsatlandırma ve kamu gözetimi dahil tüm aşamaları kapsamalıdır.
YAŞAM HAKKI DEVLETİN POZİTİF YÜKÜMLÜLÜĞÜDÜR
Yaşam hakkı yalnızca müdahale etmeme yükümlülüğü değil, öngörülebilir risklere karşı önlem alma sorumluluğunu da içerir.
Deprem riski Türkiye için bilinen bir gerçektir. Bu nedenle kent planlamasından yapı denetimine kadar tüm süreçler yaşam hakkı ekseninde yürütülmelidir.
Deprem sonrası kadar, deprem öncesi alınan tedbirler de sosyal hukuk devletinin ve kamu kurumlarının anayasal sorumluluğudur. İnsan hayatı devletin kurması gereken en temel yükümlülüğüdür. Bu vesileyle 17 Ağustos depreminin 29 . yıldönümünde ülkemizde yaşanan depremlerde kaybettiğimiz yurttaşlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum. Kaybettiğimiz canlarımızı anmak, yalnızca yaşadığımız acıları hatırlamak değil; deprem sonrası aynı acıların tekrar yaşanmaması için hukuk, bilim ve kamu sorumluluğunu hayata geçirmektir.Türkiye bir deprem ülkesidir. Bu gerçek, ancak etkin denetim, bilimsel şehircilik ve tavizsiz hukuk uygulamasıyla yönetilebilir.Önlenebilir can kayıpları için mevcut mevzuatı uygulamak ve gerekli tedbirleri almak devletin ve tüm kamu kurumlarının ortak sorumluluğudur.
Av. U. Efsun Türkmen Erol
Muğla Barosu Yönetim Kurulu Üyesi